Barcelona Bir Şehirden Ötesi
Pat diye ortaya çıkıverdi fikir: 'Barcelona'ya mı gitsek?'
Barcelona bir turist için oldukça fazla görülmesi gereken yeri olan bir şehir. Güzel planlama yaparak önemli her yeri (Olimpiyat köyü ve akvaryumu kategoriye sokmuyorum) gördük diye düşünüyorum ve bunun için size Barcelona Bus Turistic'i öneriyorum. Bunu blogumda yazarsam 3 kişi bedava gezebileceğimizi söyledier ben de hemen kabul ettim:P
Aklımızda daha genç yaşlardan kalma ve o yaşlarda yapılabilecek 'trenle Avrupa'yı gezelim abi' düşüncesi vardı ancak işi fiiliyata dökme noktasında kılını kıpırdatan yoktu. Geçen boğucu, yorucu ve de yıpratıcı kış sezonu sonrası ufak bir hareketlilik başladı bizlerde. Elemelere Sırbistan (sadece orayla sınırlı kalamazdı), Budapeşte-Viyana-Prag, Madrid ve Barcelona katıldı ve yaz mevsimi önceliğiyle (her ne kadar doğuştan Real Madridli de olsam) imzayı Barça'ya attık.
Ergünbaba, Moiz ve ben, sıcak bir yaz günü buluşarak gözünü sevdiğimin teknolojisi ve de Moiz'in ablası ile arkadaşım Ceyla'nın direktifleri doğrultusunda kendimize Barcelona'nın en güzel ve stratejik yerinde konaklamak üzere hostel bulduk.( Hostal Nuevo Colon, konfor aramayan, tatili gezme-tozma-eğlenceden ibaret görenlere şiddetle tavsiye edilir. nedenini aşağıda anlatıcam, günlük 30 euro konaklama bedeli de gayet uygun.)
Şöyle bir noktada olduğunuzu düşünün İstanbul'da; havaalanından bindiğiniz trenden inince karşı kaldırımda hostel var, sonra yerleşip hostelden çıkıyorsunuz bakıyorsunuz ki Asmalımescit 3 dakika mesafede. Bitmedi, Taksime 5 dk da yürüyorsunuz, Nişantaşı da 9 dk civarı. Bir de Karaköy-Sarıyer şeridinde geniş plajlar olduğunu düşünün oraya da 7 dk olsun sizin hatırınıza. Bu nedenle kaçmaz kesinlikle Nuevo Colon.
Şehire ilk indiğimizde ufak bir şok yaşamamıza sebep olan, indiğimiz havaalanının boşluğuydu, 10. dk sonunda insan görünce 'ohh be' dediğimizi belirtmek isterim. Ancak sonradan anladık ki 2 nolu alandayız ve doğru shuttle'a. Havalimanı-hostel aktarması bol sohbet ve bomba doluydu yaklaşık 35 dk sonra odamıza kavuştuk.
Bavul yerleştirme faslı sonrası Barcelona'daki rehberimiz Moiz (elinde efsanemize dönüşen İspanyanın köylerini dahi anlatan süper kitabı) eşliğinde sokakları arşınlamaya başladık. (Kilometre göstergem yok ama Cumartesi-Perşembe süresinde 120 km civarında yürüdüğümüzü tahmin ediyorum.) Öncelikle hostelin hemen arkası olan El Born'da gezmeye başladık. Tarihe hasret bir ülke vatandaşı değiliz ancak, mimarinin bizi daha ilk saatlerde etkilediğini söylemek zorundayım. Belki de tatilde olmanın verdiği mutlulukla her yeri beğeniyoruz her yere ve herkese güzel gözle bakıyoruz:) El Born'da ilk durağımız Santa Del Maria kilisesi, içeri girişimizle 'aa düğün varmış' tümcesi birbirini kovalıyor. Genel anlamda kilisenin gün ışığını içeri alan pencere işlemelerinin güzel olduğunu söyleyebilirim. Daha önce de sinagog ve kilise gezmişliğim var, camileri de sayarsak tüm yapılarda Allah'ın varlığını tamamen hissediyorum ve bunu aslında bana ve herkese bir ders olduğunu düşüncesindeyim.
El Born'da biraz daha takıldıktan sonra şehir keşfine devam ediyoruz, sıradaki durak Jaume zaten El Born'un ayrılmaz bir parçası gibi duruyor burası, sağlı sollu tapasçılar (bu konuya ayrıca eğileceğiz), dükkanlar, cafeler akşamın ilk saatlerini karşılıyor.
Hedefimizde asıl olarak Las Ramblas var, elde harita 3-5 kelime dahi İngilizce bilmeyen İspanyollara Ramblas'ı soruyoruz. Bir o yana bir bu yana savrulmaktayız ve yavaş yavaş da acıkmaktayız. Nihayet Las Ramblas'a vardık. Saatlerimiz 22.00 civarında sayın seyirciler, Las Ramblas tıklım tıklım. Her okumada Beyoğlu ile karşılaştırıldığını gördük ama biz pek benzetemedik Beyoğluseverler olarak. Gerekçe derseniz ilk akla gelenler şöyle:
1. Ramblas'nın sağ ve solunda birer şerit olmak üzere trafik akıyor.
2. Beyoğlu'nun o kendini bilmezliği başına buyrukluğu burada yok, biraz fazla düzenli sanki.
3. Beyoğlu'na göre daha turistik. İspanyol populasyonu oldukça düşük.
Kendimizi daha fazla aç bırakarak gergin hale sokmadan dışarıdan beğendiğimiz tapasçıya dalıyoruz özetle, buna dalmak denir sadece. Öyle ki ismini dahi hatırlamıyorum, giriş katta 5.sınıf yerlerde hissedilen bir koku vardı ki alt lkat daha kalabalık olmasına rağmen üst katı tercih ettik, bu arada bize yer gösteren görevli arkadaşa da gönlümüzden bir 7 puan verdik. Menuyu istemekle hareketlenen bizler, fix menu uygulamasını seçtik. (tatile dair tek pişmanlığımız bu olabilir yaptıklarımız arasında. Yapamadıklarımızdan pişmanlıklarımız ise Girona'ya gidememek ve daha önceden İbiza'ya gitmeyi planlamamış olmak)
Tapaslar sırayla tabak tabak gelmeye başladı, domuz eti tercih etmediğimizi belirtince sanki garson bizi biraz daha tapasa boğdu gibi geldi bana. Tapas, Katalan mutfağının en meşhur yiyecek skalası. Böyle adlandırmayı uygun buldum çünkü meze tanımı bizim buralarda verilen ufacık tabaklardakiler için geçerli, tapas bence meze değil. Hem 1500 çeşit olduğu söylenen bir yemek türüne meze demek ayıp değil de nedir?
Öncelikle tapası sevmek için 'denizden babam çıksa yerim' düsturunu hayatında ilke edinmişlerden olmak insana büyük avantaj sağlar böylece tadacağınız çeşitlerde büyük bir artış görülecektir. Deniz ürünleri ile arası ezeli&ebedi olarak hoş olmayan ben bile yeme değil ama tatma eşiğimi düşürdüm ve güzelim tapasları afiyetle yedim. 'Barcelona'da nerede tapas yerim' derseniz 'her yerde' cevabını veririm ama 'en güzeli nerede' derseniz; yediklerimiz içinde en çok Taller de Tapas'ı beğendiğimizi söyleyebilirim. Anladığım ve gördüğüm kadarıyla birden fazla şubeleri var ancak biz El Born'daki küçük meydana (veya avluya diyelim) masalar atılmış olanı tercih ettik.
İlk günde tat olarak ıskaladığımız yemek seansı üzerine, odamıza giderek kısa bir dinlenme molası sonrası Barcelona gece hayatını ölçmek için dışarı çıkıyoruz. Bu kez elimizde rehber yok, harita yok, pusulamız eğlence ve de değişik fikirlerimiz dakikası birbirini tutmayan. Sonunda, uzun bir yürüyüşten sonra, müzik sesini takip ederek de olsa Barcelonata'dayız. Barca'da gece hayatının görebildiğimiz kadarıyla nabzı burada atıyor, diğer eğlence yerleri şehrin biraz daha dışındaymış, Barcelonata ise sonradan görüyoruz ki kaldığımız hostele sadece 7-8 dk yürüme mesafesinde. Sahil boyunca dizilmiş gece kulüplerinde eğlence dorukta. Gece boyunca bir çok mekana girip çıktık, saat 03.00 civarında ise tam anlamıyla eğlencenin göbeğine düştük tabiri caizse. Barcelona'daki favori eğlence yerimiz SHOKO isimli gece kulübü oldu bu geceden sonra. Sağ olsun Moiz bütün karizmasını ortaya koyarak kapıyı da ayarladı her gece evet her gece onlarca insan şıkır şıkır giyinmiş kapıda beklerken en dağınık, en sakallı (ne güzeldi yahu) en sevimli ve bermudalı halimle kapıdan rahatlıkla geçtim. Gerek yol yorgunluğu gerekse Barcelona'yı ilk günden fethetme girişimimiz yüzünden 04:00 civarında hostelin yolunu tuttuk.
Tatil öncesi kararımıza uygun olarak uyku süremizi ortalama 4-5 saat aralığında tutarak ertesi sabah güneşli pırıl pırıl bir pazar sabahına uyandık, planımız öğlene kadar turlayıp öğleden sonra plajda yılın yorgunluğunu atmaya çalışmak. Plaj olarak akşamdan gözümüze kestirdiğimiz Barcelonata'yı seçtik, ilk gün denizi hiç beğenmedik diyebilirim. Yüksek dereceli sıcaklığa rağmen denize 1 kez girerek daha çok duşla serinlemeye çalıştım. Ancak daha sonraki günlerde aynı plajın başka noktalarında denizin daha iyi olduğuna kanaat getirdik, ya da alıştık Barcelona denizine:P
Tatil öncesi kararımıza uygun olarak uyku süremizi ortalama 4-5 saat aralığında tutarak ertesi sabah güneşli pırıl pırıl bir pazar sabahına uyandık, planımız öğlene kadar turlayıp öğleden sonra plajda yılın yorgunluğunu atmaya çalışmak. Plaj olarak akşamdan gözümüze kestirdiğimiz Barcelonata'yı seçtik, ilk gün denizi hiç beğenmedik diyebilirim. Yüksek dereceli sıcaklığa rağmen denize 1 kez girerek daha çok duşla serinlemeye çalıştım. Ancak daha sonraki günlerde aynı plajın başka noktalarında denizin daha iyi olduğuna kanaat getirdik, ya da alıştık Barcelona denizine:P
Plaj öncesinde sabahın erken saatlerinde ise Gaudi'nin Sagrada Familia'sını gezdik. Mimar Gaudi'nin yapımına 200 (yazıyla da iki yüz, söylerken de iki yüz) yıl önce başlanan muhteşem katedraline hayran kaldım açıkçası. Halen inşaat aşamasında olan katedralin ön ve arka yüzlerindeki el işçiliği insanı gerçekten büyülüyor. Özellikle Hz.İsa'nın hayatından olumlu kesitlerin yansıtıldığı cephedeki anlatım derin düşüncelere sevkediyor insanı. Sagrada Familia'da asansörle yukarı çıkarken kabiniçi sıcaklığa rağmen tepedeki manzara ve katedralin yapım çalışmalarını buradan izleyebilmek adına çekilebilir bir durum. Yalnız inişte daracık merdivenleri kullanmak gerektiği için sonlara doğru 'kafam çook güzel' şeklinde yakarışlar duymanız işten bile değil. Sagrada Familia ile ilgili diğer bir not ise, iniş merdivenlerindeki duvarlara yeryüzünden her milletin kalemle veya başka cisimlerle not bırakmasıydı. Bir ara Tosun'un orada da hizmetimizde olmasından korktum neyse ki yoktu ya da bize rastlamadı:)
Barcelona bir turist için oldukça fazla görülmesi gereken yeri olan bir şehir. Güzel planlama yaparak önemli her yeri (Olimpiyat köyü ve akvaryumu kategoriye sokmuyorum) gördük diye düşünüyorum ve bunun için size Barcelona Bus Turistic'i öneriyorum. Bunu blogumda yazarsam 3 kişi bedava gezebileceğimizi söyledier ben de hemen kabul ettim:P
Gidip de görülmesi gereken yerlerin başında meşhur mimar Gaudi'nin eserleri geliyor. Yukarıda bahsettiğim Sagrada Familia yanı sıra Parc Guell ve Palau Guell mutlaka görülmeli. Ayrıca Tibidabo tepesine çıkarak Hz.İsa ile birlikte tepeden Barça'yı izlemek oldukça etkileyici, her ne kadar serde Real Madridlilik olsa da Nou Camp mabet ve spor ekonomisinin geldiği nokta açısından görülmesi gerekenler arasında. Mont Juic tepesi ise serin bir mola vererek huzurla dolmak ve de pek tabii teleferikten Barça'yı izlemek için görülmeli. Tüm bunları 1 günde perişan olmadan yapabilmek ise Barcelona Bus Turistic bileti almaya bağlı, siz değerli okuyucularımız bu yazıyı basarak benden imzalı götürürseniz 26 euro yerine 25,99 euro ödemiş olacaksınız, çok şakacı bu Katalan insanı.
Burada eklemeden geçemeyeceğim bir eğlence, daha doğrusu kutlama anı ise 19.07.2009 tarihinde gerçekleşti, pazar akşamüstü tapaslarımızı götürürken aklımıza 'Dünya Fenerbahçeliler Günü' geldi, ve 5-10 dakikadır akordeonuyla tıngır mıngır bişeyler çalan dayıyı çağırıp ondan 'Fenerbahça Marşı'nı çalmasını rica ettik, tabi para karşılığı olunca kırmadı bizi ve ezgisi 'Viva La Espana' olan biz de ise 'Kalplerrrriiii Fethedeeeenn Renklerrr Yşaaaaaaaaa Fenerbahçee' şeklinde başlayan marşımızı söyleyerek sevgilimizin 102.yaşını kutladık.
Barcelona'da beğendiğimiz diğer bir yer ise sabit pazar olan ve dünyaca ünlü La Bouqeria oldu. Aslında oldukça düz bir mantıktan hareketle konumlanan pazarda yiyecek ve içecek ile ilgili aklınıza ne gelirse bulunuyor. İşin ticari ve de insanları çeken boyutu ise, pazarı gezerken alışveriş sırasında canınız kavun karpuz ananas veya börek çörek ya da şarap vs. çektiğinde oturup keyifle yiyebileceğiniz bir yaşam alanı yaratması. (İstinye Park'taki İstinye Pazarı işin biraz daha parlatılmışı, Bouqeria daha çok Mısır Çarşı'nın oralarda olabilecek incelik ve güzellikte tabi normal yaşam standartları altında.
Barcelona anlatmakla bitmez, kulüpleri için söyledikleri açıkçası şehir için de geçerli 'Barcelona Bir Şehirden Ötesi' :))
Yorumlar