Prizren/Dragaş/Kruşevo ya da 'Dede Ben Geldim'
Balkan Turu'nun en anlamlı (tabi ki Rozaje'da annemle sarılmamızla birlikte) anı Kruşevo'ya girerken sessiz sessiz ağlayışımdı.
Rozaje'da ilk sabahım, uyumak istiyorum ama annem geldi ve 'Kruşevo'ya bugün gitmemiz lazım' dedi. Rozaje-Pec-Prizren-Dragaş-Kruşevo rotamız. Normal bir hızla gidebilsek çabuk varacağız ancak her yerde radar var. Taksi kiralayarak gitmeyi uygun bulduk annemle, gidiş-dönüş 100 euro ödedik.
Yolda o kadar heyecanlıyım ki kahrolası (Mercedes olmasına rağmen) taksinin sağ ön camı açılmıyor. 40 derece sıcak var havada bana mısın demiyorum, çünkü Kruşevo'ya gidiyorum! Yolda annemle ve şoförle türlü muhabbetler yapıyoruz, gülüp eğleniyoruz ama sabırsızım. Pec'e geldik annem Asım dedemin Pec'te ticaret yaptığını anlatıyor zamanında.
Kosova'ya giriyoruz, sanki Çatalca-Yalıköy yolundayız. Bitki örtüsü tamamen ayn diyebilirim, tepelerin (Rozaje'daki dağlar sonrası bunlar tepe tabi) yükseltisinden tutun da evlerin mimarisine kadar benzettim, belki de sevdiğim için her ikisini de. Prizren'e giderken Mamuşa'dan geçtik, %100 Türk köyü, hatırlarsınız Türk birlikleri Kosova Barış Gücü'ne katılınca Mamuşa'ya girişlerinde bir Cumhuriyet Bayramı sevinci vardı insanlarda...
Ve Prizren'deyiz... Burada babanemin akrabası Amir Uka'yı bulacağız, Buyrun Pastanesi'nin sahibi. Amir Abi ben 5-6 yaşlarındayken gelmişti ilk kez, sonrasında bir de 15 yaşındayken gördüm onu. Pastaneyi ararken girdiğim dükkanlarda, 'Abi Yugoslavca veya İngilizce konuşmana gerek yok diyorlar biz Türkçe biliyoruz.' gülüşüyoruz esnafla. Buyrun Pastanesi, Ankara Caddesi'ni dönünce hemen karşı çaprazda. Ama kapalı, annemle bakışıyoruz, diyorum ki 'Cuma namazındadır Amir Abi.' Oturuyoruz dışarıdaki masalara. Esnaf hemen geliyor, hoşgeldiniz, akraba mısınız vs. O sırada karşıdan yeşil kamuflajı görüyorum, sıcaktan terlemiş Mehmet (her yerde aynı ya ismi), elinde torbalar, ayağında postal ama bakıyorum yazlık. Bağırıyorum uzaktan 'Mehmet şafak kaç?' torbaları bırakıp koşarak geliyor, tanımıyorum ama sarılıyoruz. Orta Anadolu'lu Mehmet. 'Çok rahatız burada abi' diyor, maaşımız bile çok iyi, memlekete selam yolluyor bir de benimle.
Annemle sohbete dönüyorum, 3-5 konuşuyoruz, bakıyorum cami dağılıyor, karşıdan Amir Abi'yi görüyorum. Caddenin ortasına gidiyorum 'Abi Aydın Alp'in oğlu Asil ben', nasıl sarılıyor sımsıkı nasıl parlıyor gözleri, telaşlanıyor ve 'niye haber vermediniz?' (en çok bu cümleyi duyduk.) Az sonra pastaneden buz gibi limonatalarımız geliyor, Prizren'de olmak büyük mutluluk.
Şimdi Amir Abi'nin evindeyiz, annesi babası eşi ve çocuklar. Şansımıza diğer kuzenimiz Amela da orada, çocuklarıyla. Eski günlerden sohbet başlıyor, yarı Türkçe yarı Yugoslavca. Fotoğraf albümlerini açıyorlar 5 yaşındaki halimle oradayım, annem babam dedem, amcalarım, kuzenler herkesin fotoğrafı var albümde, inanamıyorum bu duruma. Kahve içip kalkıyoruz daha Kruşevo'ya gideceğiz, sabırsızlanıyorum.
Yolda Globocica'yı görüyorum, zaten yol boyunca aklımda olan dedem sesleniyor bir gece yarısında sanki yine 'Abe neydi bizim memleketti komşu köyün adı?' 'Dede Globocica' 'Haa tamam' ve dedem uyur ben nasıl uyurum ki, ama olsun Hacı Salih'e feda olsun. Globocica'yı fotoğraflıyorum. Veee...
Utanmasam hüngür hüngür ağlayacağım. İşte karşımda, tam anlatıldığı gibi küçük, iki dağ arasında, çok gelişmemiş, etrafı orman, dede ocağı Kruşevo.
Durdurdum arabayı, girişte indim ve fotoğraf çektirdim tabelada. Nasıl mutluyum nasıl heyecanlıyım, 'dede ben geldimmmmm'. Ama bir yandan da içimde büyük bir burukluk var 'keşke babam da gelebilseydi'...
Köye giriyoruz, Yalıköy'ü hiçbir yerle kıyaslamam ama Kruşevo'da Yalıköy havası var bence tabii.
Az sonra bir köy evindeyiz, uzaktan akrabamız, sofra kuruluyor yiyip içiyoruz. Sonra dedemin yeğeninin marketine uğradık, adının market olduğuna bakmayın eski köy bakkalı bildiğiniz. Market sahibi İsmail Abi, Feriz Aga'nın oğlu, mal almak için Dragaş'a gitmişti oğluna not bıraktık 'İstanbul'dan Salih Alp'in torunu geldi' diye. Sonrasında gezmeye başladık köyü, herkes çekiştiriyor evinde misafir etmek için, 'akşam bizde kalacak mısınız?' diye soruyorlar. mutluluk sarhoşuyuz... Sonra köyün en yaşlı teyzesinin yanına gittik, bize aile bağlarından bahsediyor, aklımda 10'larca isim uçuşuyor, not alıyorum. Reşat abi geldi (Feriz Aga'nın küçük oğlu), bizi dedemin doğduğu evin oraya götürdü, o kadar büyülü bir andı ki, evin önünde fotoğraf çektirdik, şimdi evin olduğu yerde Reşat Abi ailesiyle yaşıyor. Vakit akşam olmak üzere 7 de Rozaje'a döneriz demiştik ama hala Kruşevo'dayız. Dönüş için hareket etmek üzereyken, biri gelip 'bak bu amca sizin akrabanız' dedi ve gösterdiği kişiye bakınca sanki dedemi gördüm, dedemin ablasının oğlu, 80 yaşlarında, ayaküstü sohbet ettik ve akşam onlarda kalıp kalmayacağımızı sordu, gelecek yaza babamı da getireceğim diyerek ayrıldık Kruşevo'dan.
Yorumlar
Selamlar...