Dubrovnik
'Dünyadayken cenneti görmek isteyenler, Dubrovnik'e mutlaka gelmeli.' demiş Bernard Shaw. Balkan Turu yapılır da Dubrovnik'e gelinmez mi?
Açık söylemek gerekirse gelişimiz bir hayli sancılı oldu. Mostar'dan hareket eden otobüste 72,5 millet biraradaydık, elden ele dolaşan pasaport numaralarımızın yazıldığı listeye göz attığım da eksik Kamboçya falandı sanırım. Önümüzdeki çift Hollandalı, yanımızdaki eleman Hintli, arkamızda Avustralyalılar, hemen sağ çapraz İspanyol çocuklar (bir Aragones-Guiza muhabbeti çevirdik ki sormayın)... Güle eğlene gidiyoruz, fakat Hırvat sınırında aptal bir Hırvat polisi şöyle bir cümle kurdu 'ülke değiştirdiğinizin farkında mısınız?' İngilizce cevapladık ancak fayda etmiyor saçma saçma bakıyor bize, voucher falan sordu direkt olarak MJ'in boşluğuna geldi var dedi, elbette yok. O an devreye girdim konuşma dilini Yugoslavcaya çevirdik ve Dubrovnik'te kaldıktan sonra Karadağ'a annelerimizin yanına geçeceğimizi söyledik, 15 dk sonra anlaşabildik. Otobüsün hareketiyle şifreyi çözdük, otobüste tek Türk biziz gibi sınırsız küfürler sallıyoruz Hırvatlara. Ve molada gördük ki 2 arka sırada bir balayı çifti varmış buralardan. Aman aman nasıl utandım felaketti.
Dubrovnik'te konaklanacaksa tabii ki Stari Grad (Eski Şehir anlamına geliyor) içinde olmalı. Böyle bir güzellikle sık karşılaşmanız biraz zor. Akşam saati olduğu için konaklayacak yer sıkıntımız büyük. Bir hediye dükkanı işleten Hırvat kız benim için 15 yerle görüştü konaklayacak oda bulur muyuz diye. yok! (Ve girişte bize oda ister misiniz diye soranları pas geçen MJ'i öpesim var!!!) 22.00 itibariyle odamız yok ve yorgunluğun üst aşamasındayız. Stradun Caddesi'ni (çok uzun değil ama 5 km gibi geldi o akşam, bir fotoğrafını ekledim yazının en başında) turlayıp Stari Grad'ın çıkışına dönüyoruz belki buluruz diye, şansımıza hemen buluyoruz, pazarlıksız kabul ediyorum. (2 kişilik odada kişi başı 30 euro-banyo ortak kullanım ne yazık ki ama emin olun ki Stari Grad'da konaklamak çok çok zor.) Kendimizi yatağa zor atıyoruz duş sonrası, oysa ki Dubrovnik'te gece yeni başlıyor...
Sabah kaldığımız taş evin çatısına çıktık ve bir kez daha çok iyi bir karar verdiğimizi gördük, Dubrovnik zannediyorum Balkanların en güzel yerleşimi. Kendimizi sokağa bıraktık, kaybolmak imkansız ama sokaklar labirent gibi, yönsüz ilerliyoruz. Stradun üzerinde köşede büyük kilise çanına yakın harika bir cafede oturduk, ne içelim diye düşünürken Baileys iyi gider dedim MJ'e. Öyle bir cafe düşünün ki koltuklar kapışılıyor. Dubrovnik'te İtalyan etkisi hakim. Yiyecek içecek konusunda İtalyan mutfağı çok gelişmiş, pizza restaurantları ve balık lokantaları iyi iş yapıyor. Stradun'un sağ tarafındaki sokaklarda harika yerlerde doğal klimayla afiyetle yiyip içmeniz mümkün, fiyatlar çok yüksek değil, Hırvat para birimi Kuna (Kuno diye okunur) geçerli. Paranızı exchange bürosunda Kuna'ya çevirmeniz gerekli.
Sokaklarda geziyoruz, Adriyatik önümüzde, o kadar güzel ki mavisi. Belki de tatilde olduğum için böyle geliyor bana, iş stresinden uzakta 'en güzel meslek turistlik' diyorum kendi kendime. kafam tamamen dağınık aklım beş karış havada geziyorum. MJ yoruldu, uyumak istiyorum abi deyip odaya gitti.
Yalnızım... O kadar kalabalık ki sokaklar, 35 derece sıcağa rağmen kimse odasına çekilmiyor, ani bir kararla Stari Grad'ın çevresini gezmeye başlıyorum. Osmanlı döneminde Raguza eyaleti olan Dubrovnik, o dönemde bir kaleden ibaretmiş.(Şimdi çok daha fazlası olduğunu söylemek istiyorum. Dolaşırken Rıxos ve Hılton otellerini gördüm mesela) İşte şimdi surların etrafında yürüyorum, ara sokaklara giriyorum, gölgelerde serinliyorum. Fotoğrafımı çektirmek istediklerimle kısa diyaloglar yapıyorum. Turist olmak gerçekten büyük keyif.
Sokaklar arasında gezerken çok güzel bir ev gördüm, önünde kocaman bir veranda var, asmatla örtülü, ön duvarında da erguvan çiçekleri. Dubrovnik'te gördüğüm en huzur veren evdi. Verandaya bakarken 60-70 yaşlarında bir teyzeyle göz göze geldik, evin sahibesi olduğu belli. Normal olarak ürkek tavırla bakıyordu evi inceleyen bu turiste. Fotoğrafını çekmek istedim, eliyle hayır işareti yaptı, Dubrovnik'in en güzel kızını çekeceğimi söyleyince dayanamadı muhteşem gülümsedi ve çektim... (üstteki fotoğrafta görünen ev ve teyze)
Bu güzel mola sonrası yola devam ettim; sur dibinde 'cold drinks' yazan bir tabela gördüm de giriş neredeydi. Sonradan farkettim ki surda 2 metre genişliğinde oyulmuş bir kapı var, kafamı uzatınca Bernard Shaw'ın ne kadar haklı olduğunu gördüm. Aksamustu 6 da parıldayan bir güneş, masmavi Adriyatik, hemen 3 metre aşağıda süper bir cafe, insanlar ayakta tıklım tıklım, denizden esen hafif ruzgar.
Dubrovnik'e ait akılda kalan anlardan sanırım en sürprizi Emre ile otobüs istasyonunda karşılaşmamdı. (Arkadaşlarım sağda solda çok tanıdık gördüğüm için muhtar diyorlar, Dubrovnik'te bile arkadaşımı gördüm diye mesaj atınca gelen cevaplar tek kelimeydi 'yuuuuuuhhh') O güzel sohbetimizi öyle özlemişiz ki 5 saat durmadan sohbet ettik akşam yemeği ve sonrasında; öyle ki MJ sıkılıp kalktı 23 gibi. Biz de çok meşhur olduğu söylenen East-West isimli gece kulübüne gittik. Deniz kıyısında, kumsalı da olan bir kulüp ama haftaiçi gitmemek en iyisi. İçerisi oldukça boştu, 1 saat dayanabildik ve çıktık, ertesi sabah Dubrovnik'ten Budva'ya hareket ediyoruz, Karadağ topraklarında olacağız, annelerimizin doğduğu topraklarda. Dubrovnikle sözleştik tekrar gelmek üzere...
Yorumlar