15 Tatil
Eylül ayının halen yaza bakan günlerinde başlayan yeni eğitim/öğretim dönemi, oldukça kısa geçen Aralık günlerinden sonra öğrencilerle beraber can çekişerek Ocak ayı ulaşınca yüzyıllardır herkes bir derin nefes alır. Nasıl almasın ki?
Sabahın gittikçe körleşen karanlığıyla beraber yollara dökülen çocuklar, servis şoförleri, servis ablaları (istihdama katkı penceresinden güzel bir uygulama), servis şoförlüğü yapan anne/babalar, hatta bazen dedeler ve babane/ananeler 2 hafta sürecek bir mola veriyorlar.
Uzun zamandır sömestr tatili olarak tanımlansa da, genelde Ocak ayının son haftası ile mübareklerin mübareği:)) Şubat ayının ilk haftasını kapsayan bu tatile ben halen ısrarla '15 Tatil' diyorum. Çocukların evdeki türlü isteğini '15 Tatilde yaparız' diye Agassivari bir set kırma hamlesiyle çevirirken çoğu zaman kendimi oyunu hatta maçı kaybetmiş olarak bulma gerçeğim de ortada duruyor.
Bu sene ülkemizin ekonomik şahlanışı, işteki tempolu dönem ve de kardeşim Ece'nin tatil için Ayvalık'tan gelmesi sebebiyle herhangi bir tatil planı yapmadık. Daha doğrusu Ayvalık'a gidecektik de iptal oldu.
15 Tatil benim için büyük heyecanla kuzenim Arda'yı beklemekti. Küçüklüğümüzde Samsun'da yaşayan Nusret Teyzemler 15 Tatil'de mutlaka gelirdi. Annemden yola çıktıkları haberini almamla başlayan heyecan kavuşma anına kadar sürerdi. Peki siz Nusret Teyzemin Samsun'dan gelişlerini anlattığı hikayeyi dinlediniz mi? Tabi ki hayır. Teyzem kar ve buz üzerinde, kaç saat, yol tutmasına rağmen sadece kardeşleri için İstanbul'a gelişini öyle bir anlatır ki, Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışı gibi teyzemin Samsun'dan İstanbul'a geliş hikayesini dinlerdim hep coşkuyla:)
Dönemin yol şartları, henüz Bolu Dağı Tüneli'nin yapılmamış olması vb. konuları değerlendirdiğinizde teyzemin haklılık payı yüksek. Diğer yandan mesela bir kere de bizlerin Samsun'a gitmemiş olması da bana göre bizim ayıbımız.
Bu nedenle 15 tatil benim için 'Ulusoy' otobüsleri demekti. Yolda her gördüğüm otobüste Arda ve teyzemin olduğunu düşünürdüm Ocak ayı başından itibaren. Ece'yi kandırırdım bazen 'Arda otobüste camdan bakıyor' diyerek :)
'15 Tatil' tabi ki bir yandan da doğumgünü kutlamak demekti. Annem her sene mutlaka Ece'nin ve benim doğumgünümü küçük bir nişan ya da düğün töreni de sayılabilecek bir hengame içerisinde tanıdğımız herkesi eve çağırarak kutlardı. Her iki büyük aile tarafından kuzenler, okullardan Işılaylar, Denizler, Merveler, Ersinler, apartmandan komşu çoçukları. Aaa tabi bir de dedemin abisinin eşi 'Hacı Yenge'. Muhteşem bir kompozisyon değil mi? Merveler (ikinci kez metinde geçen bu ifadeyi anlayıp hınzırca gülenleri öpüyorum), kuzenler ve Hacı Yenge:) Biz çocukluklarında babane ve dede ile aynı evde büyüyenlerin hayat hikayelerinde böyle karakterler o kadar fazladır ki. Başka bir blog konusu olacak derinlikte etkilemiştir bizleri. Bir gün yazayım. Belki de vazgeçemediğimiz bazı şeylerin temeli o günlerde yatıyordur kim bilir.
Annem tabi günler öncesinden bu destansı kutlamanın hazırlıklarına başlardı. Neler yapılacak (yani kaç çeşit börek demek istedim), neler alınacak, kimler gelecek, aman Hacı Yenge'ye haber vermeyi unutmayayım, ablam hangi gün geliyordu, o gün kağar yağar mı acaba. Muazzam bir trafik. Bu arada annem hala öyledir. Örneğin 15 gün sonra doğumgünüm, Asil için ne yapsam diye düşünüyordur.
Babam özellikle 1994 yılı öncesi sadece inşaat şantiyesi kavramıyla (bu da ayrı bir yazı konusu) haşır neşir olduğu için tüm operasyonla bağı mali destek boyutuydu. Babamın şantiyeleri, istihkakları, o dönem adı Beden Terbiyesi olan 'İl Gençlik Spor Müdürlüğü' ihaleleri, bitmeyen hakedişleri, masaya yaydığı parşomen kağıtları, ozalitçiden gelen projeleri, gönyeleri, rapido kalemleri ve de ağzının kenarında piposu vardı. Doğumgünümüzde hangi hediyeyi istediğimizi sorardı. Bazen gidip beraber alırdık, bazen kendisi alıp gelirdi. Beraber almaya gittiğimiz anları gerçekten neredeyse sahne sahne hatırlıyorum.
Bir akşam Aksaray Küçüklanga Caddesi'ndeki aile apartmanından çıktık ve yürüyerek Atatürk Bulvarı'ndaki Bulvar Çarşısı'na geldik. Mağaza vitrininin devasa büyüklüğü gözümün önünde. O yıllar 'Mini Mekanik' oyuncakları ile yanıp tutuşuyorum. Yine her zaman aldığı gibi bir kutu alacağını düşündüm seçmeye çalışıyorum. Babam çağırdı ve 'Kuzey Kalesi'ni gösterek bunu alıyoruz dedi. 7 yaşındayım sanırım. Dünya parladı o akşam biliyor musunuz? Başka bir oyuncağa bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum. Sonra oldukça soğuk bir havada 2-3 sokak ötedeki evimize gittik. Kuzenim Sedat Abimle beraber oyuncağı salonun ortasına kurduk.
Bir keresinde Fatih'e taşındıktan sonra, annem hazırlıkları yaparken ve babam tabii ki şantiyedeyken, hediye alma görevi Rana Yengeme verildi. Evden çıktık oyuncakçıya gidiyoruz. 2-3 sokak yukarıda Feyzullah Efendi Sokağı daha bitmeden köşede dandik bir oyuncakçı vardı. Yengem oradan alıp eve dönelim dedi. Ben Ece'yi de organize edip burayı beğenmedik diyerek daha çok çeşit olan Zafer Kırtasiye'ye gidelim dedim. 2-3 sokak daha yukarıda ve yokuşun sonu gibi. Neyse Zafer Kırtasiye'ye de gittik. Orada da beğendiğimizi bulamadık numaraları falan derken hedefimize ulaştık: Musti. Çocukluğu Fatih'te geçenlerin oyuncakçı denince aklına gelen Musti gerçekten bambaşka bir yerdi. Bugüne kıyasla tabii ki çeşit olarak geriydi ama o zamanlar için tam bir cennetti. Alp Kardeşler hedefine ulaşmış bir şekilde oyuncaklarını almış eve dönerken, annem kapıda heyecanla bizi bekliyordu, mobil telefonlar daha hayatımıza girmemişti tabi ki.
Şimdi yine '15 Tatil'. Çocuklar çok heyecanlı yarın annemde halaları ve kuzenleriyle buluşacaklar Eceler Ayvalık'tan geliyor. Biliyor musunuz ben de heyecanlıyım. Anneme Nusret Teyzemler de gelecek ve bu kez Arda Samsun'dan değil Londra'dan geliyor.
Tüm çocuklara içlerindeki heyecan ve ışığın sürekli artarak parladığı yaşlar dilerim. Karne falan takmayın kafanıza, hayatta her şey olacağına varıyor...
Yorumlar