Dünya Kupası

Blog yazılarıma uzun çok uzun bir ara vermişim. Buna zamansızlık, vakit yaratamama ya da her şeye yetişememe gibi yüzeysel bahaneler bulmak yerine 'uzun süreli bir nadas' diyelim. Belki de duygusal ve düşünsel 'Dutch Winter'ım' son buluyordur, kim bilir?

10 gün kadar önce 'lige ara verilecek Dünya Kupası başlıyor, Kasım'da turnuva mı olur? Katar'da futbol mu var? Hangi takımı destekleyeceğim' diye düşünürken bir anda kendimi babamla beraber herhangi bir Dünya Kupası maçı izlerken buldum. 'Ooff pasa bak, ne vurdu be, adamlar topçu doğmuş, duman ettiler, keşke Fener'e gelse' nidalarıyla seyrettiğimiz onlarca maç. 2002'de İlhan Mansız'ın golünde delirmemiz.

Blog perisi bir gece vakti şifremi arattı 1 saat. Bloguma girdiğimde 10'dan fazla taslak, 4-5 onayda bekleyen yorum kaldığını gördüm. Epeydir gidilmemiş yazlık ev tozu vardı üzerinde. Eski yazıları okudum, eski derken 2009-2010, güldüm bazılarına. Bazı taslakları sildim. Sonra bir yenilik olsun diyerek sadece gezi-yorum ile kalmasın çeşitlendireyim blog yazılarımı diye düşündüm. Tam da gündemdeyken en iyisi Dünya Kupası ile başlamak dedim.

Maradona'nın rüzgar gibi estiği, Meksika 86 Dünya Kupası'nı o sene dört yaşında olduğum için hatırlamıyorum. Hafızama kaydedilmiş, hatırlayabildiğim ilk Dünya Kupası 'İtalya 90'. 

İtalyan Salvatore Schillaci'nin gol kralı olduğu, Çek Skhuravy'nin patlama yaptığı, Almanların şampiyon olduğu, Roger Milla'nın parladığı, Sovyetler Birliği'nin  katıldığı son  Dünya Kupası. 

Henüz Yugoslavya'daki iç savaş da başlamamıştı. Harika bir kadrosu vardı 'bizim takımın'. Türk Milli Takımı henüz Dünya Kupası'na gidemezken, 'bizden olan' Yugoslavya'yı destekliyorduk turnuvada. Avrupa'da futbola damga vuracak genç oyuncular bu takımdaydı. Darko Pancev, Alen Boksic, Prosinecki, Savicevic, Davor Suker aklıma gelenler. Sonra o güzel ülke yıkıldı ve bu efsane olabilecek takım da dağıldı.

8 yaşındaydım; her çocuk gibi futbolun zehirini aldığım seneler. Sarı-lacivert renklerine gönül verdiğim Fenerbahçe'nin 88-89 şampiyonluğu sonrasında duraklama dönemine girişinin de başlangıcı 90 yılı. Şampiyonluk için tam 6 sene daha bekleyeceğiz 'Nasıl Koydu Aykut Kocaman' golüne kadar.

Brezilya'yı ilk kez İtalya 90'da seyrettim. Dunga, Romario, Bebeto, 9 numara Careca, Aldair tabii ki Taffarel. Brezilya daha son 16'da Arjantin'e elendi, golü yanlış hatırlamıyorsam Caniggia atmıştı. 

Şampiyon Almanya'yı anmadan geçmeyelim. Alman kadroları saymak her zaman fonetik olarak eğlenceli gelmiştir biz Türklere. Nasıl gelmesin ki? Klaus Augenthaler, Littbarski, Karl Heinz Riedle, Klinsmann. Sahi sonraki senelerde transfer dönemlerinde her sabah gazetelerin spor sayfasında ne çok beklemiştik Klinsmann'ın çubuklu formayla imza attığı fotoğrafı. Spor gazeteleri Hassler'i de Galatasaray'a getiriyordu her gün:)

Almanya, 90 yılında düzenlenen Dünya Kupası'nı finalde Arjantin'i, istikrar sembolü olan Brehme'nin penaltı golüyle yenerek kazandı. Almanların şampiyonluğu sabaha kadar kutladığı sonrasında sabah 06:30'da mesaiye başladıkları şehir efsanesi olarak dolanırdı hep. Kanıt var mı yok :)

İtalya 90 ile ilgili başka bir anım ise bakkallarda Dünya Kupası'nda oynayan futbolcu resimleri olan kartların satılmasıydı. Mahalledeki arkadaşlarımla bu kartlardan alıyorduk.  Büyük yaşta olanlar bu işi bir tür kumara çevirdi. Üzerindeki numaralarla pişti gibi bir oyun oynuyorduk ve kart numarası büyük olan kazanıyordu. Bu oyunları genelde kaybettim.

Amerika 94'e geldiğimizde bizleri saat farkı problemi bekliyordu öncelikle. Saat farkı yüzünden maçları takip edebilmek belki çocuklar için daha kolaydı ama yetişkinler zorlanıyordu. Hem Amerika'da futbol mu vardı ki Dünya Kupası olsun?

İlk kez Birleşik Krallık'tan hiçbir takım turnuvaya katılamamıştı. Futbolun beşiğinden temsilci yoktu ama Afrika'dan Nijerya ilk kez katılıyordu. Kadrosunda Yekini, Amokachi, Amunike, Uche, West, Oliseh, Kanu ve sonraki yıllarda Saraçoğlu'nda kalbimizi fethedecek Jay Jay Okocha vardı. Gerçek bir yetenek ve güç karmasıymış. Buna rağmen Nijerya hep gönlümüzün favorisi olarak kaldı, damga vuran başarı elde edemedi Dünya Kupaları'nda.

Amerika 94'e ilişkin tüm dünyanın ortak bir acısı ise Kolombiya - ABD maçında kendi kalesine gol atan Andres Escobar'ın ülkesinde saldırıya uğrayarak hayatın kaybetmesiydi. Bir anlamda futbol romantizmi üzerine kabus gibi çöken bu cinayet doğal olarak turnuvanın havasını da etkilemişti. Kolombiya kadrosundan bu turnuvada akıllarda kalan bir diğer isim ise Asprilla'dır. Fenerbahçe'ye transfer olması hayallerini kurardık ve gelip 30-40 gol atarak gol kralı olurdu hiç gerçekleşmeyen hayalimizde. 

94 Dünya Kupası'nın sürpriz takımları İsveç (yarı final), Bulgaristan (yarı final) ve Romanya'ydı (çeyrek final). İsveç'te efsaneler Ravelli, Björklund, Henrik Larsson, Martin Dahlin, Tomas Brolin ve yine sonraki senelerde çubuklu formayı giyecek Kennet Andersson vardı. Bu kadro yarı finalde Brezilya'ya kaybetti.

Yalıköy'de maçları seyrederken o sene Faruk Amca'nın dükkanında herkeste bir Bulgaristan sempatisi doğmuştu. Bulgaristan'da tabii ki gelmiş geçmiş en büyük yıldızları Hristo Stoichkov, Letchkov, Yankov, Kostadinov (Kadıköy'deki ilk maçını hatırlarım), Borimirov, Balakov vardı. Bu kadro da yarı finalde İtalya'ya elendi maalesef. Amerika 94'ün gol kralı attığı 6 gol ile üstad Stoichkov oldu.

Romanya'da Petrescu, Belodedici, Popescu ve gördüğüm en winner futbolcu Hagi vardı. Hagi o sene Kolombiya'ya çok şık bir gol atmıştı sol çaprazdan. 

94 Dünya Kupası finalinde Roberto Baggio kaçırdığı penaltı ile ekran başındaki milyonları üzdü. Turnuvada 5 gol ile en golcüler arasında yer alırken kaçan bu penaltı Baggio'nun üzerinde bir lanet bulutu gibi dolaştı sonraki yıllarda. Kupayı penaltılarla Brezilya kazandı.

Fransızların damga vurduğu 1998, İlhan Mansız ile coştuğumuz 2002 ve diğerleri de başka bir yazının konusu olsun. 

Katar 2022'de Güney Amerika ve Valencia kontenjanından Ekvador'u, Kıta Avrupasından ise Danimarka'yı destekliyorum. Güzel goller, sıkı maçlar ve çok iyi mücadelenin olduğu bir Dünya Kupası izleriz umarım.





Yorumlar

Popüler Yayınlar