Şarköy 'Bir Yazlıktan Fazlası'

Şarköy'ü anlatan bir film çekilecek olsa ilk sahnede balkonunda bizi bekleyen Fatoş Teyzem görülmeli, hafif heyecanlı, üzerinde ince bir hırka, salıncağında oturuyor, gözü yolda...

Objektifi ilerleyen paragraflarda yine bizim yaz mevsiminde Şarköy'e ilk gelişimize getireceğiz.

Uzun zamandır Şarköy'e blogumda yer vermek istiyordum. Hatta bir süre çalışıp üzerinde güzele yakın paragraflar da yazdım. Sonra, düşünüp günlerce hayal edip, sıklıkla gözyaşlarıyla beslediğim yazımı günümüz teknolojisine uygun şekilde tek tuşla sildim...

Ramazan Bayramı süresince sosyal medyadan takip ettiğim arkadaşlarımın bir kısmının Şarköy'den paylaştıkları fotoğraflar ya da yaptıkları yer bildirimleri beni coşkulandırdı. Bunun yanında Büyük Üstadın artık yanımızda olmadığı ilk bayram olması nedeniyle yeterli duygusal yoğunluğa da eriştiğim kuşkusuz. Sanki duygusal yoğunluk olmadan yazılamazmış gibi.

Tahminlerim ve takvimler beni yanıltmıyorsa 1980-81 yıllarında babamın müteahhitlik projelerinden biri için başlıyor Şarköy hayatı annemler için. Onların site projesi bitene kadar yaşadıkları bugün orta üstü bir romantik komedi filmine senaryo oluşturabilecek cinsten gerçekten. Konakladıkları Şarköy'ün Sigortalar olarak anılan konutların olduğu bölgedeki Alman komşuları 'Ayşe Teyze' ile yaşadıkları mesela o filmin güzel sahnelerinden biri olur kuşkusuz.

Alman Ayşe Teyze, babam uzaktaki şantiyelere gittiği zaman annemin en yakın arkadaşı oluyormuş (büyük ihtimalle benim doğumdan önceki ilk 3-4 ayıma denk gelen dönem) , yoldan yorgun dönen babamın alnına nasıl masaj yapmasını öğretmiş Ayşe Teyze anneme. Beyaz şortu ve saçları ve de bisikleti ile küçük yaşlarımın pamuk teyzesiydi, büyük ihtimalle diğer dünyada nurlar içindedir.

Şarköy'deki inşaat işi tamamlanınca babamın, tartışmasız sitenin en güzel evini bizim için seçmiş. U şeklinde bitişik nizam yapılan 72 dairelik sitenin A blok 3. katında biz oturuyorduk. Giriş katta Fatoş Teyzemler. Birkaç blok ileride Vasfiye Teyzemler (hepimizin ciciannesi). Bizim balkondan deniz görülüyordu. Önümüzdeki Erkan Motel'in üstünden ve iki binanın arasından denizin durumunu takip ediyorduk.

Şarköy kardeşim ve benim  çocukluğumuz, Yakup ve Osman abimlerle Hülya ablamın ilk gençlikleri. Şarköy'de kahvaltılar ve akşam yemekleri hep birlikte yenirdi. Erkenden ellerindeki sopalara sıcak simitleri takmış çocuklardan simit alırdık. Sonra bakkal Sevgi Abla'ya giderdik kalan ihtiyaçlar için. Kahvaltından sonra başlardı hemen deniz hazırlıkları.

Şarköy'ün denizini bilen bilir, hiçbir zaman çok güzel olmamıştır. Ancak vakit geçirmek için ve serinlemek için iyiydi. Biz Yalıköy denizinden gelen çocuklar ve tabii ki babam Şarköy'ün denizine burun kıvırırdık.

Şarköy'e gidişlerimiz ritüeli bol bir ayin gibiydi (Babam ritüel sever). Önce Tekirdağ'daki eski  köfteci Ali'ye giderdik.  Yemek sonrası arabada giderken, hiç bıkmadan yaptığımız oyunu başlatırdı kardeşim 'baba ne kadar kaldı?' ve cevap gelirdi 'bu dağın arkasındaki dağın arkasındaki dağın arkasındaki dağın...'

Yol bazen istifra molalarımla,  bazen annemin yol kenarı satıcılarından alışverişle kesilirdi. Şarköy'e varmadan sağ tarafta kalan gölete benzeyen bir su birikintisi vardır, denize yakın. Yugoslav bir akrabanın, bu gölete girmesi nedeniyle 'Halima'nın Gölü' denilen yeri görünce uzaktaki akrabanın kulakları çınlardı. Şarköy'e girişle birlikte ilk durak Manav Mehmet Amca idi;  kendisinden bir şeyler de eklerdi poşetlere. Manav ziyareti sonrası Çiftlik Market'e gidilirdi.

Çiftlik Market sattığı muhteşem peynir helvası sebebiyle benim Şarköy'deki mabedimdi. Alınan ilk 1 kglık peynir helvasını eve gider gitmez salondaki masada kaşıklıyordum. Yıllar sonra üniversitedeki sınıf arkadaşım vasıtasıyla Çiftlik Market'in veliahtıyla tanıştım, dünya küçük.

Alışveriş sonrasında siteye doğru yol alıyoruz. Annem telaşlanmaya başlıyor. O yıllarda henüz mobil telefonlar olmadığı için, canlı bağlanmak  mümkün değil teyzeme. Ama sitenin kapısına geldiğimizde her şey tamam. Saatler öncesinden hazırlanmış sofraya oturuyoruz, tabi ki 'nerede kaldınız?' nidaları arasında.

Şarköy'de akşam balkonda oturmak büyük keyifti. Babam piposunu yakardı hemen. Yazın ilk ziyaretinde, komşular birbirine yakın balkonlardan kışın  özetini yapardı. Ankaralı karşı komşumuzun çocukları (isimlerini hatırlayamıyorum) ile sohbet olurdu, ertesi gün için oyun planı yapılırdı. Hatırladığım kadarıyla komşunun oğlunda da  Mini Mekanik askerlerimden vardı, sabah deniz öncesi ya da akşam üstü askerlerimizle oynardık. Benden 3-4 yaş büyüktü, çalışkan abini örnek al lafları dönerdi bizim balkonda annem tarafından.

10'dan küçük yaşlarımda sitenin arkasında Şarköy'ün meşhur üzüm bağları vardı. Sitedeki yazdan yaza gördüğüm, ama her yeni görüşmemizde dün ayrılmışız gibi konuştuğumuz, arkadaşlarımla üzüm bağlarına giderdik, daha büyük yaşta olanlarımız bağa dalardı amiyane tabirle. Beni de boy kontejanından bağa dalma konusunda zorlasalar da, bitmek bilmez kontrollü kuralcılığım sebebiyle, asla bağa dalmazdım.

Akşamüstü deniz sonrası sahilde futbol oynadığımı hatırlıyorum. Sahilde oynadığım arkadaşlarım, 3 aylık sürenin tamamını Şarköy'de geçirmediğim için sitem ediyorlardı. Sonraları Yakup ve Osman abimler sayesinde ben basketbola aşık oldum. Nasıl olmam ki? Abimler sadece basketboldan bahsediyordu sanki. Isıah Thomas-Magic Johnson-Larry Bird-Kareem Abdul Jabbar. Posterler odaları süslerken ben büyülenmiş abimleri dinliyordum. Michael Jordan efsanesi daha doğmamıştı. Osman Abim Larry Bird havalarındaydı oynarken. Yalnız onlar NBA yıldızı iken, beni Tamer Oyguç'a benzetiyorlardı ilk dönemlerde. Evet ben abimlerle Sigortalarda basketbol oynadım. Bu nasıl bir mutluluk asla bilemezsiniz. Önce temel eğitimi alıyordum, potaya topu atıyorlar ve rebound al diyorlardı. Ben şut atmak istiyordum oysa ki. (Bunu takip eden yaz ayında babam beni Pertevniyal Spor Kulübü'nün basketbol yaz okuluna yazdırdı, sonrası başka bir başlığın altında anlatılır.)
Ertesi yıl şut da atıyordum, turnike de atıyordum ve ben Vlade Divac seviyordum.

Şarköy abimlerin ilk gençliği demiştim. Küçük çocuk gözlemlerim şöyleydi. Esiyorlardı resmen Şarköy'de... Sitede kalabalık bir arkadaş grupları vardı. Yemekten sonra ortadan usulca kaybolurlardı ve Osman Abim hep geç hazırlanırdı. Gece çıkmanın Türkiye'de evrildiği yıllarda onlar 18 yaşı geçmişti ve özgürlerdi. Akşamları favori mekanları Alternatif adındaki diskoydu galiba. Ertesi sabah da yine gruplarıyla plajda takılıyorlardı tüm gün. Nefis ablam da geldiğinde Hülya ablamı da alarak çıkıyorlardı dışarı. Abimlerle ilgili çok güzel bir anımızı da anmadan geçmeyeyim. Abimler, babama süreki masa tenisi oynayalım enişte derlerdi. Babam bir gün tamam dedi ve gittik. Babam ben tek oynayacağım siz ikiniz olun dedi. Abimler Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı okumuş babamın masa tenisi geçmişinden habersizdi sanırım çünkü perişan oldular. Ben bu sırada her zaman olduğu ve olacağı gibi gururlandım Aydın Alp'in oğlu olmaktan.

Şarköy'de öyle çok anı var ki, disiplinli çalışmayla kitap bile olur. Mesela benim gittiğimiz ilk gün marketten Tommiks alıp okumam. Bazen güzelim havada salona tıkılır ve okurdum. Diğer bir anı ise Ece ile odamızdaki yatakları paylaşma yarışımız, tabii ki büyük olanı kardeşime bırakırdım. Üst komşunun torunu Mert'in ilk aşk acısıyla dinlediği Arabesk müziğe maruz kalmak. Burak Kut'un ilk albümünü kasetçalarımızda dinlememiz. Tarkan'ın 'Hepsi Senin Mi? isimli şarkısını dinleyerek yoldan arabalarıyla geçen tipler. Bir yaz günü çılgın gibi yağmurda plajdaki şemsiyesiyle siteye giren babamın kuzeni Ayhan Amca, üniversite sınavında ODTÜ'yü kazanarak 'ablanı örnek al' listesine giren Olca Abla. Sitenin efsanesi Haki Amca. Yakup Abime çılgın gibi ilgi duyan ancak bir türlü sevgili olup olmadıklarını öğrenemediğim Aylin (abi ne diyosun?) Bacanakların balkon muhabbetleri. Sitedeki arkadaşlarımın her gece saatlerce oynadığı ve beni sıkıntıdan patlatan 'dansa davet' isimli ultra şuursuz oyun. (saklamayın oynamışsınızdır.) Babamın balığa gitmesi, bir akşam kova dolusu balıkla dönmesi, bir akşam da güneş çarpmasıyla ateşlenmesi.

Ve hayatım boyunca unutamayacağım, ilk ve son kez yaşadığım olay. Babamdan sadece bir kez tokat yedim o da Şarköy'ün efsane dondurmacısı 'Alper Dondurma' yüzünden. Akşamları yemekten sonra yapılan yürüyüşlerden birinde, Murat Eniştem siparişi verdikten sonra benim dondurmam yanlışlıkla meyveli gelmişti. Ben bu dondurmayı yemeyeceğimi söyleyince şamarı yedim suratıma. Sanırım dondurmacından siteye kadar 4-5 dakikada geldim. (mesafe herhalde 1 km vardır.) Böyle de bir anımız var, iyi ki dediğim şimdi.

Daha çok şey yazabilirim, bitmeyecektir. Şarköy bizler için bir yazlıktan ötesi oldu. İçimize işlemiş bir arada olma hissi (bu yüzdendir  kopamayışlarımız), muhtemelen dünyaya duhulüm, çocukluğum. Şarköy bir daha hiçbir zaman yaşayamayacağımız, geri gelmeyecek mutluluk...

Büyük Üstad'a hiç bitmeyecek bir hasret ve saygıyla...













Yorumlar

asillegeziyorum dedi ki…
Şarköy 'Bir Yazlıktan Fazlası'
Unknown dedi ki…
Bende çocukluğumu ve ilk gençliğimi şarköyde geçirdim yazıda o günlere geri gittim cok duygulandım kalemine sağlık....

Popüler Yayınlar