Roma
Yeryüzünde bizden uzun ve büyük ve de hisli tecrübelere sahip olanlar demişler ki:
'Roma'dayken, Romalıların yaptıklarını yapın, onlar gibi davranın.'
İtiraf etmek gerekirse Vespa kısmı hariç, yüzyıllardır söylenen bu sözün hakkını verdik. Blog tembelliği ve İstanbul sıcağı dört bir yanımı sarmışken, hayat hızını saatte üç haneli sayılara çıkarmışken, açılışı Roma ile yapmak en güzeli...
16 Haziran 2012 günü sabah Yeşilköy Havaalanı'ndan kalkan uçağımız Bologna'ya inerken 'ne çabuk' dedik. Pencereden İtalyan işi tarlaları görüyoruz. Çok rahat geçilen bir pasaport kontrolü sonrasında kendimizi havaalanından tren garına götürecek otobüsün içinde bulduk. Otobüs sıcak ve son dakika binenler olarak ayaktayız ama bunlar kimin umurunda macera başlıyor...
Bologna Centrale Tren Garı'ndan bizi Roma'ya ulaştıracak biletimizi alıyoruz, 112 Euro 2 kişi tek yön. Trenin hareketine 2 saat var, Bologna'yı dolaşmayı düşündük ancak risk almaktan kaçındık, trenimizi beklerken planlar planlar, bitmeyen planlarr.
Bologna'dan Roma'ya hızlı tren ile yaklaşık 2 saatte vardık. Yolculuk sırasında biraz uyuklamışım, arta kalan zamanda güzel İtalyan tarla, bağ ve bahçelerini seyre daldık, planımızda Toscana da olduğu için bunlar hep ön ödeme gibi geliyor aklıma görüntü olarak, esasları Toscana'da diyorum.
Roma Termini Tren Garı oldukça büyük, gözle görülür bir keşmekeşe sahip, hareket halinde insanlar. Gitmeden önce yaptığımız blog taramalarında sıkça rastladığımız güvenlik sorunuyla ilgili söylemek istediklerim var. İstanbul'da başınıza bişey gelmediyse, dikkatliyseniz, Roma'da korkmayın. Termini çevresi bildiğiniz ana ulaşım noktasının etrafında olabilecek herşeye sahip, merkeze giden otobüsler, küçük büfeler, restaurantlar, döviz büroları vb. Garın içerisinde bir de ufak bir AVM sayılabilecek mağaza olduğunu gördük, dolaşma fırsatımız da oldu, bizimkilerden pek farkı yoktu.
Roma'da konaklayacağımız yer Piazza Navona'da, şanslıyız. Termini'den bindiğimiz 46 numaralı otobüs bizim istikamette ilerliyor. Otobüs yine dolu; Termini'den boş kalkması imkansız. Otobüste tanıştığımız bir İtalyan-Amerikalı amca ineceğimiz durağı göstermekle kalmadı, Piazza Navona'ya kadar bizimle geldi, evet anladınız henüz elimizde harita yok.
Hotel Navona, beklentisini yüksek tutmayan, tatilde odayı uyku-dinlenme harici kullanmayanlar için ideal. (http://www.hotelnavona.com) Roma'da konaklama fiyatları genel seviyesinin oldukça yüksek olduğu düşünülünce Hotel Navona gerçekten çok iyiydi. Resepsiyondan haritamızı alıp odamıza yerleşiyoruz, 2-3 saat dinlenmek için verdiğimiz uyku molası yaklaşık 6 saati buluyor.
Akşam kendimizi Piazza Navona'nın muhteşem iklimine bırakıyoruz. Önce tatilde olmanın insan zihnindeki onarımlarını, sonra İtalya'yı hissetmeye başlıyor bünye. Piazza Navona Roma'nın sanırım en popüler meydanı, yoğun turist ilgisine muhatap, müzisyenler, sanatçılarla dolu aynı zamanda, akordeon biter keman başlar. Piazza Navona'da İtalyanların ünlü mimarı Bernini'nin barok eseri "La Fontana Dei Fiumi"yi (Dört Irmak Çeşmesi, Tuna Nehri-Ganj Nehri-Nil Nehri-Rio Del La Plata Nehri temsil edilmiş) seyretmek için turistlerin birbirleriyle yarıştığını söylemek yanlış olmaz, çok beğendik çok.
Meydandaki tüm restaurantlar, hatta meydanın 1-2 sokak paralelindekiler bile dolu. Saat 22.30 civarı acıkmış bir halde kendimizi bir büfenin önünde bulduk, mozarella-domates-bizdeki pide dönerin pidesine benzer bir ekmekle beraber 2 kutu kolaya 13 Euro ödedik, normal olduğunu söylemek gerekir.
Ertesi sabah erkenden güneşli bir Pazar gününde Roma'ya uyanıyoruz. Roma'ya uyanmak, temel bilimlerin formülleriyle açıklanamaz ancak sosyal bilimin huzuruyla açıklanabilir. Otelden çıktıktan sonra ilk sola dönüp sadece 2 dakika yürüdükten sonra en çok görmeyi dilediğim yerlerden birindeyiz Pantheon.
Pantheon, Pagan inanışının yaygın olduğu dönemlerde tapınak olarak kullanılmış, sonraları Katolik Kilisesi'ne dönüştürülmüş, muhteşem bir yapı. Roma'ya gitmeyi planlayanların yapılacaklar listesinin en başına koyması gereken yer. Dünyanın ilk kubbe şeklindeki yapısı olduğu iddia ediliyor. Tepesindeki açıklıktan yapının içine Rab ışığı giriyor, Aydınlanma bu olsa gerek... (Bu Rab ışığı konusunda ciddi takıntılıyım.) Pantheon'un içinde İtalya'nın kurucusu II.Emmanuel'in de mezarı var, sadece kubbe seyrederek bile çok güzel vakit geçirilebilir. Sonra Pantheon Meydanı'ndaki çeşmeden su içilir, Melekle güzel güzel sohbet edilir ve Pantheon bir kez daha dışarıdan seyredilir.
Sonraki durağımız elbette Fontana Di Trevi yani Trevi Çeşmesi. Pantheon'dan çok kısa bir yürüyüş ile kendimizi Trevi Çeşmesi'nde buluverdik. İlk izlenimimiz çeşmenin olduğu meydanın, hayalimizden küçük oluşu. Ama elbette Trevi Çeşmesi'nin güzelliğine gölge düşürmüyor. Günün erken saatleri olmasına rağmen turist kalabalığı var. Geleneğe uygun olarak, beraberimizdeki madeni paraları, güzel dileklerimizle birlikte sağ el ile sol omuz üzerinden çeşmeye yolluyoruz, öncelikle sağlık ve mutluluk diledik. Çeşmeye atılan paraların Roma Belediyesi tarafından toplanarak kilise vakfına bağışlandığını duydum ama teyit edilmiş bir bilgi değil. Trevi Çeşmesi'nin mimarisinden etkilenmemek zor, insana huzur veren ve serinleten ferahlığı yanında, yapım sürecindeki ince işçilik düşündürüyor.
Roma'da olduğumuz tarihlerde hava oldukça sıcaktı, kara iklimine ait bir sıcak. Ancak turistler için hayat kurtarıcı bir güzelliği var Roma'nın. Sokaklardaki tüm çeşmelerden akan su içilebilir, benim gibi sürekli su ihtiyacı duyan biri için enfes bir uygulama. Sık sık küçük molalarla şişelerimizi dolduruyoruz Melekle birlikte.
Trevi Çeşmesi'nden sonraki durağımız Piazza Spagna, yani meşhur İspanyol Merdivenleri'nin olduğu yer. Elimizde haritamız, Trevi Çeşmesi'nden yürüyerek ve elbette binalara hayran kalarak Piazza Spagna'ya varıyoruz. Burada söylemek isterim ki, belki de öğlen saati olması sebebiyle, hayal kırıklığına uğradık. İspanyol Merdivenleri'nin tepesine kadar çıkarak elbette Roma'yı seyrettik, hatta en tepedeki Fransız Kilisesi'nde kısa süreli de olsa Pazar ayinine bile katıldık.
Piazz Spagna'nın ara sokaklarında, aklımız ve gözümüz beş karış havada gezerken, kadınlar için İtalya'nın esas anlamı ile karşılaştık: Moda. Ara sokaklarda, dünya üzerindeki en iddialı markaların mağazaları. Mağazalar için küçük bir not, binanın aslına sadık kalmışlar. Tüm mağazalarda indirim tabelaları var ama turistler sadece önlerinden geçiyor, çünkü Roma sokakları bekliyor onları ve elbette bizi. Tabi ki modanın Roma'da bu kadar kolay geçilebilmesi mümkün değil. Via Del Corso, sanırım Roma'nın en uzun caddesi, boyunca ilerliyoruz. Via Del Corso'nun sonunda Piazza Popolo var, çok büyük bir meydan. Avrupa Şampiyonası, Dünya Kupası gibi organizasyonlarda bu meydana dev ekranlar kuruluyor ve İtalya'nın maçları buradan takip ediliyor.
Via Del Corso'nun diğer ucunda ise Piazza Venezia bulunuyor. Piazza Venezia Roman Forum'un başlangıcı olması ve Antik Roma kalıntılarına buradan geçilmesi sebebiyle de önemli bir yer. Piazza Venezia'da mutlaka görülmesi gereken, İtalyanların 'pasta' ya benzettikleri bir yapı var, görmemeniz zaten imkansız çünkü meydanda devasa bir şekilde duruyor. İtalya Kralı II.Emanuel'e ve 'Meçhul Asker'e adanmış bu güzel yapının tepesinde sizi harika bir Roma manzarası bekliyor, üşenmeyin çıkın.
Roma'ya gelinir de, Kolezyum görülmez mi? Antik Roma kalıntılarını takip ettiğinizde yolun sonunda sizi Kolezyum karşılıyor. Akşam üzeri vardığımız Kolezyum'un kapanış saatine denk geldik, ancak içeriye girememekten pişman olmadık. Dışarıdan çok güzel göründüğünü ve etkileyici olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Roma'da aktivite olarak yapılabilecekler arasında Tevere Nehri'nde tekne turu da var, ancak 16 Euro kişibaşı fiyatı ile tur boyunca gördükleriniz fayda-maliyet denkleminde birbirini pek tutmuyor, bizden söylemesi.
Roma'da elbette Vatikan'ı da görmek lazım. Vatikan için şifreniz, erken kalkmak-hızla yol almak. Sıra beklememek için sabah 08.00 gibi giderseniz 09.00 da kapılar açılınca rahatça girersiniz. Vatikan müzeleri, bahçeleri şahane ancak Sistine Şapeli, dünya üzerinde görebileceğiniz en muhteşem yerlerden biri, olağanüstü dakikalar yaşıyorsunuz burada. 1 saattan fazla muhteşem tavan işçiliğini seyrettik, hala etkisindeyiz, sadece Sistine Şapeli için bile Vatikan'a gidilmeli.
Vatikan çıkışında San Pietro Bazilikası'nı ziyaret etmek şart. Burası da dehşet verici yapısı ile sizi etkiliyor tabii ki. İçerideki özellikle tavan işçiliği bir kez daha hayran bıraktı kendine.
Roma'ya giderken yanınızda bir İtalya kitabınız olmalı, çok detaylı olarak herşey anlatılmış. Sokakları gezerken yaptığınız küçük keşifler bir yana, eğer bu tip kaynaklarla gidilmezse bence Roma'nın gerçek ruhu yakalanamaz.
Bir de bizden bir küçük tavsiye, bazen yönünüzü kaybetmek pahasına ara sokaklara girin, Roma başka bir yer, mutlaka size umulmadık güzellikler sunacaktır.
Yeme içme konusunda tavsiyeler: Kola ile şarap aynı fiyat, şarap tercih ediniz. Bruschetta, focaccia yemeden dönmeyin, burun kıvırmayın hemen buradakilere hiç benzemiyorlar:):)) Özel tavsiye, Piazza Navona'da sokak içinde küçük bir restaurant: SPQR. fiyatlar uygun, şarabı mükemmel...
Roma sözümüz var yine geleceğiz....
Yorumlar