Madrid

Balayındayız... Düğün telaşının verdiği derin yorgunluğa aldırış etmeden rotamızı daha çok yorulmak üzerine belirledik ve İspanya'ya gitmeye karar verdik. 1 haftalık programımızda Madrid-Toledo-Barselona var. Önceliğin Madrid'te oluşuna Melek ve ben oldukça sevindik, hep gitmeyi görmeyi istediğimiz bir yermiş ve balayımıza kısmetmiş...
'İspanya'nın başkenti Madrid' diye cümleye başlamak istemiyorum, o zaman daha net bir giriş yapalım, 'Biz Madrid'i Çok Sevdik!' Normal şartlar altında turla seyahati tercih etmeyecek oluşumuza rağmen, balayında herhangi bir sorunla karşılaşmamak için bu yolu seçtik. Tur şirketinin ayarladığı otel nispeten merkezin dışında gibi görünse de metro ile merkeze bağlanmak sadece 7 dakika... Bu son cümlenin şehircilik anlamında hepimize ders olması gerekiyor.
Madrid'in kalbi 'Puerta Del Sol' (İspanyolca'da  'Güneş Kapısı anlamına geliyor). Öyle hikayeden değil gerçekten bir meydan ve nereye giderseniz gidin yollar Sol'e çıkıyor. Biz Sol'e tersten Gran Via caddesi üzerinden ve eski sokakları gezerek ulaştık.Seyahatteyken bulmak, ulaşmak istediğiniz her şey Sol'de var.
Eğer tarihe meraklıysanız, eğer alışveriş yapmak istiyorsanız, eğer nefis tapasları tatmak istiyorsanız ya a akşam eğlence arıyorsanız tamamına ulaşmak için Sol'e gitmeniz yeterli.
Sol'de en dikkat çekici alışveriş noktası tabii ki 'El Corte İngles', İspanyolca'da 'İngiliz Kesimi' anlamına gelen mağazada ne isterseniz bulmanız mümkün. El Corte Ingles o kadar yaygın ki 10 metre arayla 2 tane gördük ve birbirleriyle yarışıyorlardı büyüklükte. Fiyatların uygun olduğunu söylemek imkansız bunu da belirtmek lazım, fakat gidip görmekte fayda var belki beğeneceğiniz bişeyler çıkabilir.
Madrid tarihi olarak baktığımızda hangi hükümdar ailesi tarafından yönetilmişse onların mimari izlerini taşıyor, Mağiribiler-Habsburg-Bourbonlar kendi zevk ve beğenileri doğrultusunda şehri imar etmişler, dolaşırken farklı alanlara yayılmış bu yapıları görmek mümkün, tarihi dokuyu çok büyük dikaktle korudukları için bazı anlarda kendinizi başka bir zamanda hissetmeniz işten bile değil.
Madrid'te en çok vakit geçirdiğimiz yer Plaza Mayor oldu. Günün her saatini yaşadığımız Mayor'u o kadar çok sevdik ki, 3 gün boyunca oraya uğramadan duramadık. Plaza Mayor 1619 yılında alışveriş merkezi olarak inşa edilmiş, kare biçiminde birden çok binanın yanyana dizilmesinden oluşan ve ortasında kocamaan bir meydan bulunan yapı. Bu meydanda oldukça şık restaurantlar var, Madrid'deki 3 akşamımızdan 2'sinde Mayor'da çok büyük bir keyifle yemek yedik. Melek 'paella' yedi ben ise tapastan vazgeçemedim, tabii ki muhteşem sangriadan içtik. Fiyat bilgisi olarak 2 kişi 40 Euro'yu gözden çıkarmak lazım Paza Mayor'da yemek yiyebilmek için, ancak değeceğinden şüpheniz olmamalı. Plaza Mayor'a gitmek isteyen olursa en güzel saatinin yaz akşamı 18.30-21.00 arası olduğunu belirtmek fayda var. Orada geçirdiğimiz saatlerde Melek ile kendimizden geçtik, bir yandan havanın nemsiz oluşundan mutluyken diğer yandan Mayor'u oluşturan binaların balkonlarına bakarak 'burada yaşamak nasıl olurdu' diye hayallere daldık...
Madrid sanata meraklı gezginler için de oldukça farklı imkanlar sunan bir şehir. Biz bu sefer Reina Sofia ile Prado müzelerini gezemedik, çünkü vakit kalmadı, kendimizi farklı keşiflere yönlendirmiştik sokakları kolkola  gezerken, sohbet edip keyif çatmak açıkçası daha cazip geldi. Müzeler ile meraklısına bilgi, internet sitelerinden girişin ücretsiz olduğu günleri öğrenirseniz, tasarruf edeceğiniz tutarla fazladan alışveriş ya da tapas keyfi yapabilirsiniz.
İspanyolların Boğa Güreşi düşkünlüğü hepimizce malum ve bunu turisti bir aktiviteye dönüştürmüş olmaları ise takdire değer. Katalonya'da boğa güreşlerinin yasaklanması İspanya sathında büyük tepki topladı ve sanırım yerel yönetimin geri adım atması söz konusuydu. (Barselona'da gece seyahat ettiğimiz taksici, bu uygulamanın oldukça saçma olduğundan bahsedip durdu yol boyunca ve tabi Guiza'dan::))) Melek ile beraber bir boğa güreşi arenasına gittik, sadece dışarıdan görmek isterken kendimizi bilet kuyruğunda bulduk. O gün arenada gösteri olmamasına rağmen, turistik bir arena gezisine katıldık, arenanın içine kadar bile girdik. Arena'nın mimarisi  ve içerideki değişik hava bizi etkiledi, etrafta bugüne kadar o arenada dövüşmüş boğa güreşçilerinin fotoğrafları ya da tabloları vardı. Boğa güreşi arenası görmenin maliyeti ise kişibaşı 8 Euro.
Veeee işte benim Melek'e Madrid'deki büyükk sürpriziimmm... Balayı öncesi lojistik çalışmaları yaparken Madrid'te yapılması gerekenler listemize 'Parc El Retiro'da sandal gezintisini eklemiştim. Meleğe hiç çaktırmadan, ki o benim notlarımı görmüş ancak bunu farketmemişti, keşif yapar gibi Retiro Parkı'na gittik. Metro ile ulaşım oldukça kolay olan bu parkta birazcık yürüdükten sonra sizi kocaman bir havuz karşılıyor. Burada 5 Euro karşılığında 1 saat boyunca sandalla gezmeniz mümkün. Melek çocukça bir sevinçle şendi o gün, bu sürprizime bayıldı resmen. Ve ben hayatımda ilk kez kürek çektim, daha doğrusu çekmeye çalıştım, Melek o sırada bana talimat yağdırmakla meşguldu:)) Madrid'te yapılması gerekenler listesinin başına düşünmeden Retiro Park'ında sandal gezintisini eklerim...
Balayı maceramızın Melek tarafından en çok sevilen kısmı Madrid oldu, ben ilk kez karşılaştığım Madrid'i beklediğimden çok iyi buldum. Hep söylenen Madrid Ankara'ya benziyor lafının anlamsız olduğunu teyit etmiş oldum, üzgünüm Ankara Madrid olamazsın:) Özellikle iklimi, belki de bizim olduğumuz dönemde' harikaydı.Bunalmadan 3 yaz günü geçirmenin derin mutluluğunu yaşadım Madrid'te...

Yorumlar

Popüler Yayınlar